
Songül Kundakçı Cansız
Haziran Dile Gelse: Kahyaoğlu Kıyımı
Haziran Dile Gelse: Kahyaoğlu Kıyımı
Haziranın dili olsa konuşsa neler neler anlatırdı.
21 Haziran en uzun gündüz…
1919’un haziran ayı Türk milleti için yürek yakan acılar doğurur.
Ama aynı zamanda Amasya’dan yükselen umudun sesini de yayar dört bir yana.
Ülkenin her yerinde olduğu gibi ilk işgale uğrayan Adana’da da işgalle beraber Fransız ve Ermeni zulmü başlar. Takvimler 27-28 Mayıs 1920 tarihlerini gösterirken Karboğazı mevkiinde kırk dört yiğit dağ köylüsü Kılavuz Hatice’nin kurduğu tuzakla bir Fransız taburunu ele geçirir. Kılavuz Hatice’nin bu başarısı yurdun her yerine yayılır. Aslında yayılan kurtuluş umudunun sesidir.
Fransızlar Karboğazı Zaferi’nden sonra artık Güney Cephesi’nde tutunamaz. Kadın-erkek-çocuk milletin bütün fertleriyle katıldığı bu mücadelede Adana, Mersin, Tarsus’ta ayrı, Antep’te ayrı, Maraş’ta ayrı, Urfa’da ayrı destanlar yazılır.
Karboğazı mevkiindeki bu zafer, Kuvayımilliye’nin ilk siyasî zaferini hazırlar.
Karboğazı baskınını hazmedemeyen işgalciler ve işbirlikçiler, 15 Haziran’da Camili köyündeki yüzlerce Türk’ü topluca öldürüp Ceyhan Nehri’ne atarlar.
Adana’da Fransız ve Ermeniler Müslümanlara eziyeti gitgide arttırınca 150 kadar Türk, güvenli bölgelere, dağlara doğru gitmek için yola çıkarlar. Ama Yeşiloba Tren İstasyonu önünde Ermeni çetelerce yolları kesilir, Kahyaoğlu Çiftliği’ndeki binaya getirilir. Bu terk edilmiş çiftlikte erkekler bir odaya, kadınlar ve çocuklar başka bir odaya doldurulur. Ermeni milisler paraları, ziynetleri alırlar; tecavüz ederler. Önce erkekleri sonra kadınları ve çocukları hançerler, kurşunlar, herkesin öldüğüne kanaat getirip binayı yakarlar.
Bu kıyımı yapanların bir kısmı Türklerin önceden tanıdığı bakkal, keşiş gibi Ermeni komşularıdır.
22 Haziran, bu korkunç katliamın günü olarak tarihe yazılır.
Katliamın yapıldığı bina kurtuluştan sonra trenden de gözükecek şekilde şu cümlelerin yazıldığı kitabe ile anıt olarak tanımlanır:
“Ey Türk 336(1920) senesi haziranın 22 Perşembe günü Ermeniler tarafından parça parça edilmiş yüzü aşkın kardeşinin ruhu şu harabenin üstünde uçuyor orada dur, şehitlerin ruhuna hürmete Fatiha oku. Düşmanları asla unutma ve affetme”
Kahyaoğlu katliamı Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın kaleminde Kahyaoğlu Kıyımı adıyla şiir olur, edebiyatın hafızasına kaydedilir:
“kaçıyorlardı Toroslara doğru
yorgansız çıkınsız ekmeksiz
gözleri üçer beşer büyümüştü
korkularını sayarsan
tek tek
beş binden çoktular
ardlarında kara surat azınlık çapulcuları
bu yurtla giyinmiş beslenmiş
nice yüzyıl
şimdi saldırganla birlik
kaçanların izindeydiler hepsi kuduz
sarı dişlerini sayarsan
tek tek
yüz binden çoktular
çevirdi kovalayanlar kaçanları burda:
-Çetecilere gidiyorsunuz ha siz
girin içine taş yapının
Kahyaoğlu istasyonu dolmuştur
anam yavrum kucaklamalarıyla dolmuştur
çığlıklarla dolmuştur ürkünç
sayarsan
tek tek
beş yüz binden çoktular
ilkin üzerlerine yaylım ateş
silah sesleri
insan seslerinden geri dönerken
bir daha bir daha yaylım ateş
sonra
kestiler kadınların memelerini
delik deşik ettiler karnını çocukların
ne varsa soydular altın gümüş para pul”
Günümüzde Yeşiloba Şehitliği adı verilen bu çiftlik binasına yolunuz düşerse tüyleriniz ürpererek zamanın bu çiftlikte 22 Haziran 1920’de donduğunu hissedersiniz.
Binada yangının izlerini, kan lekelerini görürsünüz.
Bir süre sessizce durun, dinleyin; kadınların, kızların, çocukların korkunç çığlıklarını mutlaka duyarsınız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.