Rümeysa Öztürk vakası: ABD'nin özgürlük maskesi düştü

Rümeysa Öztürk vakası: ABD'nin özgürlük maskesi düştü
Bir zamanlar entelektüel sorgulamanın, çetin tartışmaların ve adaletsiz hükümet politikalarına direnişin merkezi olan Amerikan üniversite kampüsleri, bugün sansürün, sessizliğin ve korkunun hakim olduğu mekanlara dönüştü.
İstanbul

Son 25 yıldır Kanada'da insan hakları avukatlığı yapan Amina Sherazee, ABD'de muhalif öğrencilerin maruz kaldığı hukuksuzluk ve baskılar ile Rümeysa Öztürk'ün alıkonulması ve vizesinin iptali hususunu AA Analiz için kaleme aldı.

***

Amerika Birleşik Devletleri'nde üniversite öğrencilerine yönelik son dönemde yaşanan hukuksuz tutuklamalar, keyfi gözaltılar ve yasa dışı sınır dışı edilmeler, burayı hala insan hakları ve demokrasinin kalesi olarak görenlerin bu inançlarını ciddi biçimde sorgulaması gerektiğini ortaya koyuyor. Tufts Üniversitesi doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk'ün 26 Mart 2025'te sessiz sedasız alıkonması, insanlık dışı koşullarda gözaltında tutulması ve öğrenci statüsünün siyasi nedenlerle iptali, bu özgürlük söyleminin ne kadar temelsiz olduğunu açıkça gösteriyor.

Öztürk, Tufts Üniversitesi'nde Çocuk Çalışmaları ve İnsan Gelişimi alanında Fulbright bursuyla doktora yapan bir öğrenci. Geçmişte, üniversitesinin öğrenci gazetesinde, İsrail bağlantılı şirketlerden yatırımların çekilmesini savunan bir kampanya hakkında yayımlanan bir görüş yazısının yazarlarından biriydi. Üç gün önce iftar yemeğine gitmek üzere evinden çıkarken, maskeli ve siyah sivil kıyafetli ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanları aniden saldırarak cep telefonunu zorla aldı, kelepçeledi ve bir araca bindirerek kaçırdı. Hukukun üstünlüğü tamamen hiçe sayılarak Massachusetts eyaletinden gizlice çıkarılıp, kendisinin başka bir yere naklini yasaklayan federal mahkeme kararına rağmen, Louisiana'daki bir gözaltı merkezine götürüldü. Kendisine herhangi bir suçlama yöneltilmezken ve maruz kaldığı ağır hak ihlallerini haklı çıkaracak hiçbir gerekçe de sunulamadı.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın, ICE'ın bu hukuksuz eylemlerini, Öztürk'ün "Amerikalıların öldürülmesini memnuniyetle karşılayan yabancı bir terör örgütü olan Hamas'ı destekleyen faaliyetlerde bulunduğu" yönündeki muğlak iddiasıyla meşrulaştırmaya çalışması dahi hukukun üstünlüğüyle bağdaşmıyor. Ortada yalnızca bir suçlama olmamakla kalmıyor, aynı zamanda öğrenci vizesinin iptalini haklı gösterecek hiçbir kanıt da bulunmuyor.

Ayrıca, bu uygulama siyasi baskı ve zulüm amacı taşıyan otoriter bir başkanlık kararnamesine dayanıyor. Ocak 2025'te ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Filistinlilere yönelik soykırımını protesto eden ve eleştiren yabancı öğrencilerin sınır dışı edilmesini onaylayan bir başkanlık emri imzaladı ve bu karara uymayan üniversiteleri fonlarını kesmekle tehdit etti. Üniversiteleri fon kesintisi tehdidiyle sansüre zorlamak ve öğrencilere dava açmak, ABD Anayasası'nın Birinci Ek Maddesi'ni (First Amendment) açıkça ihlal ediyor. Bu madde, hükümetin ifade özgürlüğünü bastırmak için mali yaptırım tehdidinde bulunmasını açıkça yasaklar. Ayrıca kararnameyle ülke yönetmek demokrasinin değil, otokrasinin bir özelliğidir. Bu tür bir yönetim anlayışı; düşünce, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel sivil hakların ve keyfi tutuklama, gözaltı ile devlet eliyle uygulanan insanlık dışı ve alışılmadık cezalar gibi insan hakları ihlallerinin kurumsallaşmasına zemin hazırlar. Temel anayasal ve insan haklarına yönelik bu başkanlık kararnamesi sonucunda, ABD genelindeki üniversiteler açıkça ifade özgürlüğüne saldırı anlamına gelen konuşma kısıtlamaları ve protesto yasakları içeren politikalar uygulamaya başladılar.

Öğrenciler sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya

Amerika genelinde öğrenciler artık ifade özgürlüklerinin ve etkinlik haklarının sansürlenmesiyle karşı karşıyalar, protestolara katıldıkları için saçma suçlamalara maruz kalıyor ve hiçbir adil yargılama süreci işletilmeden ağır yaptırımlara uğruyorlar. Oysa bu protestolar, öğrenci aktivizminin doğasında olan eylemlerdir. Rümeysa Öztürk, Filistinlilerin insan haklarını savunan ve bu nedenle hedef alınan öğrencilerin oluşturduğu endişe verici derecede uzun olan listenin yalnızca tek bir ismi. Bu listede ayrıca, öğrenci vizeleri iptal edildikten sonra sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya kalan Columbia Üniversitesi mezunu Mahmoud Khalil, Alabama Üniversitesi öğrencisi Alireza Douroudi, Columbia öğrencisi Yunseo Chung, Georgetown Üniversitesi bursiyeri Badar Khan Suri, Cornell Üniversitesi doktora adayı Momodou Taal ve Columbia Üniversitesi öğrencisi Ranjani Srinivasan gibi yüksek profilli isimler de yer alıyor. Bu vakalar sadece buzdağının görünen kısmı. Amerika'da, üniversitelerin silah üreticileriyle ve İsrail devletiyle bağlantılı şirketlerle olan iş birliklerini sonlandırmasını barışçıl yollarla talep eden çok sayıda öğrenci benzer baskılara maruz kalıyor. Oysa bu öğrenciler, protesto etmekte tamamen haklı ve meşrular. Talepleri, İsrail'in işlediği soykırım ve insanlığa karşı suçları belgeleyen sayısız güvenilir ve yetkili insan hakları raporuyla, hatta Birleşmiş Milletler'in en üst yargı organlarının kararlarıyla da destekleniyor.

Şunu açıkça söylemek mümkün ki, Gazze'deki soykırımı protesto eden binlerce üniversite öğrencisinin Amerika'nın dört bir yanındaki üniversitelerde tutuklanması, bir demokrasinin gerektirdiği hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı gibi temel ilkelere aykırı. Devletin, muhalefeti cezalandırmaktan alıkonulması, ABD Anayasası’nın Birinci Ek Maddesi'nin temel işlevlerinden biridir. Öğrencilerin, ister öğrenci gazetelerinde, ister kampüs gösterilerinde, isterse kamp kurma eylemlerinde olsun, yerel ya da uluslararası sosyal ve siyasi meselelere dair görüşlerini özgürce ifade edebilmesi, demokrasinin ve insan haklarının en temel göstergesi. Nitekim, 1970'lerde Vietnam Savaşı'nın durdurulması da, 1980'lerde üniversitelerin şirketlerden yatırımlarını çekerek Güney Afrika'daki apartheid rejiminin yıkılmasına katkı sunması da, büyük ölçüde bu tür öğrenci eylemleri sayesinde mümkün olmuştur.

Bir zamanlar entelektüel sorgulamanın, çetin tartışmaların ve adaletsiz hükümet politikalarına direnişin merkezi olan Amerikan üniversite kampüsleri, bugün sansürün, sessizliğin ve korkunun hakim olduğu mekanlara dönüştü. Rümeysa Öztürk'ün tutuklanması, özgürlükler ülkesi olduğu iddia edilen bir devletin davranışından çok, Gestapo benzeri baskı aygıtlarının uygulamalarına benziyor. Ancak bu, Amerika'da ilk kez yaşanan bir durum da değil, bizlere 1917-1920 arasındaki Kızıl Korku (Red Scare) dönemi ve 1940'ların sonundan 1950'ler boyunca süren McCarthycilik dönemi gibi yaygın siyasi baskı ve zulüm dönemlerini hatırlatıyor. Hala ABD'nin insan hakları ve demokrasi konusundaki üstünlüğü mitine inananlar, aslında yalnızca kendilerini kandırmaktadır. Tıpkı ünlü masalda çıplak kralı överek alkışlayan halk gibi. Bu yanılsama sadece zihinlerinde mevcut, gerçekte ise hiçbir karşılığı yok.

[Amina Sherazee Kanada'da 25 yıllık insan hakları avukatıdır. Mülteci hukuku alanında kadın ve çocuk haklarına odaklanan kapsamlı çalışmaları bulunuyor.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.